Profilo di pınarالسلام عليكم و رحمة الله...FotoBlogElenchiAltro Strumenti Guida

Blog


___


 

 




y1potMR5D3IZ36g8KdekG1TdKSnbkv-y0JN4esOxeTgg5qVTG6X43zmQ2Wg_mF3CBiZ-RDpgxnuuLs
.

Kainatın Efendisine...
Seni hayal etmek bile bu kadar mutlu eder mi insanı? Ya ruh inceliğimizin
şahitleri olan, meleklerin kulaklarındaki küpelerden daha değerli olan o
gözyaşlarımızı Senin için sarfetmek... Ağyara dökülürken o inci tanelerinin
ızdırap vermesi, ama asıl hakiki sahibine atfedince sonsuz güzelliklere gark
olması... Her şey Senin varlığınla alâkadar olunca ehemmiyet kazanıyor. Bütün
varlık Sana hasret Efendim, Senin getirdiğin o nurlu çağı özlüyor. Öyle ki,
dünyanın ikindi vakti en saadetli asırdı. Çünkü kainat yaratılış sebebini
tanımıştı. Bütün varlık Sana aşık olmuş, esfel-i safilinden
âlâ-yı illiyyine çıkmıştı.

Ay Senin aşkından dolayı ikiye bölünmüştü. Yılan, Hazreti Ebu Bekiri
ısırmak zorunda kalmıştı, sırf Seni görebilmek için...

Bir ağaç kütüğü inim inim inleyerek ağlıyordu ve hasretle kopan bir taş, Sana
bir kez olsun dokunabilmek için o mübarek dişine çarpmıştı.

Şimdi biz de Seni özlüyoruz ya Rasûlallah!

Olur ya, bir gün gelirsin diye boş bir seccadeye gül koyuyoruz; öyle ki, o gül
bile Seni orada beklerken sararıp soluyor. Biz bir gül kadar bile olamadık ya
Rasûlallah!

Bunca günahımıza rağmen yine de, rüyada bile olsa teşrif eder misin? Günahlarla
kirlenen kalbimizi temizler misin ya Rasûlallah?

Bizler burada Sana müştak seyircileriz. Hepimiz ayrı ayrı fıtratlarda
yaratıldık. Büyük kova-küçük kova misali, Senin aşkını istidadımıza göre
dolduruyoruz.

Hakiki erenler, büyük kovalara sevgi kaselerini daldırırlarken, yolda kalmışlar
veya Senin sevgini tam derk edememişler küçük kovalara daldırıyorlar.

Bizler bu dünyada olmasa da, Cennette Senin o mübarek gül cemalini göreceğimizin
ümidi içerisindeyiz. Belki de Sen \"Bu güzelliğe sizin kalbiniz dayanmaz,
olduğunuz yerde düşüp kalırsınız\" düşüncesiye, yüzünü nazlı bir gelin edasıyla
saklıyorsun. Ne kadar da düşüncelisin!

Bizler de, bunları düşünürken sadece Hak rızasına ve sana kilitleniyoruz.
Yaptığımız salih amellerde, bizim Seni zahiri olarak göremediğimizi ama Senin
her an bizi gördüğünü hissederek on sekiz bin aleme Seni sevdiğimizi
haykırıyoruz.

Bu haykırışın içinde dönüp bir anlık kendimize baktığımız zaman Hazreti Sevban
(radiyallahu anh) gibi korkuyoruz. Cennete gitsek bile aşağı mertebelerde
takılıp kalacağız diye, ama hemen ardından Senin ruhlara hayat üfleyen elmas,
yakut, pırlanta sözlerin çınlıyor kulaklarımızda:

"Kişi sevdiğiyle beraberdir"

Bizler istidadımız nisbetinde Seni çok seviyoruz ve inanıyoruz ki, Sen de
bizleri çok seviyorsun. Sevmesen gözyaşlarına boğulur muydun?

Günahlarımız dağlar cesametinde ama Senin o engin sevgi denizinde, bizim
günahlarımız sadece bir damla hükmünde kalır.

Şimdi ya Rasûlallah, ölü ruhlarımızı diriltip yine sevgi şerbetiyle imdadımıza
koşar mısın? Kanayan manevi yaralarımıza merhem sürer misin? Ve bir gün, rüyada
bile olsa, O nazlı yüzünü gösterir misin?

Binlerce Salat, binlerce selam, ağaçların yaprakları adedince, denizlerin
köpükleri adedince ve yağmur katrelerinin miktarınca Senin üzerine olsun 
    Ey Allah'ın Sevgilisi...  

                                                          

                                       

                                                                                                                                                            


 

GENÇLİĞE HİTABE/Necip Fazıl Kısakürek


 

       Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik..."Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurunda bir gençlik...Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını Allahın, Kur'ân'ında "belhüm adal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da İşgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören... Bu devreleri, yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önündedimdik bekleyen bir gençlik...Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün "dikey"leri "yatay" hale getirecek bir nida kopararak "mukaddes emaneti ne yaptınız?" diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik... Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün dâvacısı bir gençlik...Halka değil, Hakka inanan; meclisinin duvarında "Hakimiyet Hakkındır" düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bulan bir gençlik...Emekçiye "Benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardıcı olamzsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın!" ; Kapitaliste ise "Allah buyruğunu ve Resûl emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!" ihtarını edecek... Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...Bir buçuk asırdır yanıp kavrulan ve bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığını, Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezheb, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik..."Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan fert fert "ben varım!" cevabını verici, her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur!" duygusuna sahip bir dâva ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette strateji ve taktik sahibi bir gençlik...Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifirî karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin bir gençlik...Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dörmüş ailesi ailesi, ve daha nesi ve nesi, hâsılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve temmişesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tek başına onlara karşı durabilecekdestanlık bir meydan savaşı içinde ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik...Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiçbirini beğenmeyen, onlara "siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başınıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek müslümanlığın "ne idüğü"nü ve "nasıl"ını gösterecek bir gençlik...Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı Sevgilisinin alemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, O'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, sarınak tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik...Bu gençliği karşımda görüyorum. Maya tutması için otuz küsur yıldır, devrimbaz kodomanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allaha hamd etme makamındayım.Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim manevî babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır! Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!...
        Allahın selâmı üzerine olsun...
 
                                                                   
                                 nfk3nr3

         
  .. MUHASEBE ..

Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri!
Sadece beyni zonklayanlardan biri!

Bakmayın tozduğuma meşhur Babialide!
Bulmuşum rahatımı ben bir tesellide.

Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası!
Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası?

Evet, kafam çatlıyor, güya ulvi hastalık;
Bendedir, duymadığı dertlerle kalabalık.

Büyük meydana düştüm, uçtu fildişi kulem;
Milyonlarca ayağın altında kaldı kellem.

Üstün çile, dev gibi geldi çattı birden! Tos!!
Sen cüce sanatkarlık, sana büsbütün paydos!

Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle;
Ve cemiyet, cemiyet, yok edilen güruhiyle...

Çok var ki, bu hınç bende fikirdir, fikirse hınç!
Genç adam, al silahı; iman tılsımlı kılınç!

İşte bütün meselem, her meselenın başı,
Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı!

Tırnağı en yırtıcı hayvanın pencesinden,
Daha keskin eliyle, başını ensesinden,

Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;
Yerleştirse başını, iki diz kapağına;

Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi?
Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi!

Dışımda bir dünya var, zıpzıp gibi küçülen,
İçimde homurtular, inanma diye gülen...

İnanmıyorum, bana öğretilen tarihe!
Sebep ne, mezardansa bu hayatı tercihe?

Üç katlı ahşap evin her katı ayrı alem!
Üst kat: Elinde tespih, ağlıyor babaannem,

Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve aşıkları,
Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam) da çığlıkları;

Bir kurtlu peynir gibi, ortasından kestiğim;
Buyrun ve maktaından seyredin, işte evim!

Bu ne hazin ağaçtır, bütün ufkumu tutmuş!
Koku iffet, dalları taklit, meyvesi fuhuş...

Rahminde cemiyetin, ben doğum sancısıyım!
Mukaddes emanetin dönmez davacısıyım!

Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana;
Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.

Zaman, korkunç daire; ilk ve son nokta nerde?
Bazı geriden gelen, yüzbin devir ilerde!

Yeter senden çektiğim, ey tersi dönmüş ahmak!
Bir saman kağıdından, bütün iş kopya almak;

Ve sonra kelimeler; kutlu, mutlu, ulusal.
Mavalları bastırdı devrim isimli masal.

Yeni çirkine mahkum, eskisi güzellerin;
Allah kuluna hakim, kulları heykellerin!

Buluştururlar bizi, elbet bir gün hesapta;
Lafını çok dinledik, şimdi iş inkilapta!

Bekleyin, görecektir, duranlar yürüyeni!
Sabredin, gelecektir, solmaz, pörsümez Yeni!

Karayel, bir kıvılcım; simsiyah oldu ocak!
Gün doğmakta, anneler ne zaman doğuracak?

NECİP FAZIL KISAKÜREK
                                                                        

                   
       y1pEy1O0QTaJ6D9YKuh49KK5BHeH8RBVi30hj2h9eQCHauejNAhkiQs8LGD4JrafW_Bl2UibxIoT2Q
 
Alle Pflanzen, alle Tiere
Wasser,Wind und auch Gebirge,
alles ruft ganz leis-wie wahr-
immerzu Allah,Allah
Überall, an jedem Ort
hört man doch ganz leis dies Wort
Alles neigt sich, wirft sich nieder,
ohne Fragen, immer wieder.
Nur der Mensch fragt sich-WARUM?-
  
                              
                             
 
Sprich:"Der Tod, vor dem ihr flieht,
wird euch bestimmt einholen.
Dann müsst ihr zu Dem zurück,
Der das Verborgene und das Offenbare kennt.
Und Er wird euch vorhalten,
was ihr getan habt" 
(Sure 62:8-al-Dschumu`a) 
 
    

 

 


 ayselsd1gn9nl8

      

              


 


 

 

y1pEy1O0QTaJ6DN6yf3qH2tCKDxH5lom6odnuloz4bl7n1iL3A-SL6-m5vMf_IYCJYdfv-xJqVDZAg

 

YERYÜZÜNDE BAŞÖRTÜSÜ ZULMÜ'nün SONA ERMESİ DİLEĞİ İLE...

Ve Sizler...

O gün ayetler, sizin omuzlarınızdan söz ediyordu..

Başörtüsünü bir sancak gibi yapan Eliftiniz.

İnce Ceylan derisinde, sülûs yazılarla, süslü ''Nur'' ayetlerinin şavkıydı dalgalanan..

Üç küçük ağaç dallarını size dönüp çiçeğe döndü O gün.

Rüzgar bazen pervaz ediyor, ince beyaz çiçeklerin arasından süzülüp, sizin başörtünüzde duruluyordu...

Ve derken..

Gökte, güneş gelip başınızın üstünde durdu..

Hüznün şerefelerinde mavi ezan çiçekleri açıldı...

Siz.. bir zulmün üzerine yürür gibi yürüdünüz..

Siz.. ayetlerde omuzlarından söz edilenlersiniz

Siz.. yeryüzünün bütün meydanlarında başörtüsünü birer sancak gibi taşıyanlarsınız..

Siz.. iffet ve namus timsalleri...

yeryüzünün zümrüt parıltılarısınız...

Siz.. yeryüzüne sığmayan, iman çağlayanlarısınız..

Ve Sizler BACILARIM..

Başörtüsü için çile çeken, gözyaşı döken bacılarım...

Allah yolunda her türlü tehdide, işkenceye, zulme göğüs geren, dövülen, horlanan..

Sözlerinde, özlerinde gönüllerinde imanın nurunu dalgalandıran..

Allah için, seherlerde kanlı gözyaşları arş-ı alaya dayanmış sizler...!

BACILARIM... SİZLERE SELAM OLSUN!

Ve sizler, öyle kimselersiniz ki;

Allah ve Rasulünü dünyadan ve dünyadakilerden üstün tutanlarsınız...

- Sizler Allah'tan ümit kesmeyenlersiniz..

- Sizler Dertlerini sessiz-beyaz dilekçelerle Allah'a sunanlarsınız..

- Sizler istediklerini yalnız ve yalnız Allah'tan isteyenlersiniz..

Ve sizler..

-Allah'ın mahşerdeki hesabını unutup, size alaylı gözlerle her türlü acımasızlığı yapanların yüzüne;

Şanlı direnişinizi tokat gibi çarpan sümeyyelersiniz..

SİZLERE SELAM OLSUN..

Bakın! duyuyormusunuz..

İşte ecdadın sitemkar sesleri

Şanlı ecdadın mezarlarında kemikleri sızlıyor..

Vatan için, millet için, bayrak için, Kur'an için, başörtüsü için, namus için can vermiş.. Şehit olmuş şanlı ecdad..

Bizler, ümmetin erkekleri boynumuz eğik.. Ama onlar.. onlar medar-ı iftiharlarınız..

Mezarlarında rahat uyumayan yüzbinlerce şehid'in al kanları..

BACIM

İnan ki, senin başörtünde gül bahçesine dönüşmüş..

Onların kanları boşa akmamış..

Onlar gül bahçelerini sulayan; Eyyub El-Ensariler, Ulubatlı Hasanlar, Sütçü imamlar, Akifler..

Ey Sütçü imam.. İki bacımızın yaşmağını aldılar diye maraşı kana buladın..

HEYHAT..!

Gel görki, şimdi senin şuuruna ne kadarda da muhtacız..

Hakkını helal et!

Senin emanetine sahip çıkamadık..

Senin huzurunda duracak yüzümüz yok..

Bacılarımızın, kızlarımızın derdine derman olamadık..

Onlar okumak istiyorlar..

Ama gel görki senin torunlarını başörtülü diye sokmuyorlar okullarına..

O gün fransız, ingiliz yunan dölleri;  Bayrağa, başörtüsüne, namusa el uzatıyordu..

Bugün adı müslüman olan, Mehmetler, Ayşeler maalesef birer başörtüsü celladı kesilmişler..

Başörtüsünü düşman bellemişler..

BACIMIN İFFETİ BATMAKTA REZİLİN GÖZÜNE..

ACIRIM TÜKRÜĞE BİLLAHİ ! TÜKÜRSEM YÜZÜNE

diyor merhum Akif

Reziller görevlerini yapıyorlar..

Peki ya bizler? Adı müslüman olan bizler..

Lafı gelince mangalda kül bırakmayan bizler, üzerimize sanki ölü toprağı serpilmiş..

Evlerimizdeki rahat koltuklarımızdan onların gözyaşlarını izliyoruz.

utanmadan.. utanmadan..

Ve SEN okula alınmayan, gözyaşları arş-ı alayı titreten BACIM.. BAKAMIYORUM YÜZÜNE.. UTANIYORUM..

Sana karşı vazifemi yapamadım.. Beni affet..

Biliyorum.. O her şeyin hesabının hakkıyla sorulduğu yerde, yakama yapışacaksın..

sana diyecek sözüm yok.. Tükür.. Tükür yüzüme.. bacım..

Tükür.. Tükür..

Benim şahsımda adı KIZ KARDEŞLERİN diye geçinenlerin hepsinin yüzüne tükür..!

AH BACIM..

Senin gözyaşlarını görecek gözlerimizin önünde, şimdi neler var neler..

Paralar.. altınlar.. evler.. dünyalıklar..

Senin yaşadıklarını hissedecek yüreğimizde öyle bir pas varki, kapkara..

Kalplerimiz ise taş kesilmiş.. kaskatı olmuş..

Ah BACIM ah..

Sen yinede üzülme..

Hergün beraber olduğun insanlar, hemde adı müslüman olan bunca insan,

annen, baban, kardeşlerin, bizler, kısacası hepimiz..

Bu kayıtsız hali, lakayıt hali, seni düşündürmesin.. ağlatmasın..

Bizler vazifemizi yapamasakta sen yine de üzülme..!

Ümitvar ol..

BACIM..

Unutma! tez geçer zulmün ezası. Sabretmeyi bileceksin tamam mı?

* * * * * * * * * * * * * * * * * * *

Çevirmez ahını Allah öksüzün Pek basittir, devrilmesi köksüzün Her kim olsa haksızlığı haksızın Suratına çalacaksın tamam mı?

* * * * * * * * * * * * * * * * * * *

Yolunuz her zaman Allah yoludur! Bu öyle bir çileki, kökü şehid kanıdır! Hak haklının en mukaddes malıdır. Vermezlerse alacaksın tamam mı?

* * * * * * * * * * * * * * * * * * *

Yalana hayır, bu gerçeğe evet Mücadeleden yılma, kalsanda tek fert Birde ötesi var, buranın elbet, Nasıl olsa güleceksin... güleceksin... Güleceksin tamam mı? * * * * * * * * * * * * * * * * * * * ALLAHIM, Bizlere yüzümüz ağırtan böyle nesiller verdiğin için sana şükürler olsun..

ALLAHIM, Ayakları senin davanda sabit olan bu güzide evlatları, bütün ümmeti muhammede ibret eyle, rehber eyle..

ALLAHIM, Bütün bu yapılanlar, ümmetin dağınıklığından.. En kısa zamanda bütün müslümanlara, birbirini sevmeyi, birbirleriyle kardeş olmayı ve birleşme şuurunu nasip eyle..

ALLAHIM sen Mevlamızsın.. Bizleri bağışla.. bizleri şuurlandır.. gözlerimizi aç.. kalplerimizi yumuşat.. ayaklarımızı kaydırma.. davamızda zafer nasip eyle..

*********AMİN... AMİN... AMİN ********* 

 


 
 

 

 

http://www.sevde.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm http://www.kurandakadin.com/ http://www.vahdet.com.tr/ Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us http://alimler.fecr.gen.tr/hasan_el_benna/hasan_el_benna.htm Image Hosted by ImageShack.us

 

 

 

Commenti (2)

Attendere...
Il commento immesso è troppo lungo. Immetti un commento più breve.
Immissione non effettuata. Riprova.
Impossibile aggiungere il commento al momento. Riprova più tardi.
Per aggiungere un commento è necessaria l'autorizzazione di un genitore. Chiedi autorizzazione
I tuoi genitori hanno disattivato i commenti.
Impossibile eliminare il commento al momento. Riprova più tardi.
Hai raggiunto il numero massimo di commenti pubblicabili giornalmente. Riprova tra 24 ore.
Impossibile lasciare commenti. La funzionalità è stata disattivata perché i sistemi hanno rilevato una possibile attività di spamming dal tuo account. Se ritieni che il tuo account è stato disattivato per errore, contatta il supporto tecnico di Windows Live.
Esegui il seguente controllo di protezione per completare la pubblicazione del commento.
I caratteri digitati nel controllo di protezione devono corrispondere ai caratteri dell'immagine o della riproduzione audio.

Per aggiungere un commento, accedi con il tuo Windows Live ID (se utilizzi Hotmail, Messenger o Xbox LIVE possiedi già un Windows Live ID). Accedi


Non hai ancora un Windows Live ID? Registrati

ahmed akha scritto:



Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

selam ve dua ile kardeşim...
15 Gen.
faruk taşçıha scritto:
YA NEDEN BÖYLE KARAKMSAR VEYA İNSANLARI DÜŞMANLIĞA SÜRÜKLÜYORSUNUZ BİRAZ LÜTFEN GÖZÜNÜZÜ AÇIN GERÇEKLERİ GÖRÜN! HAYAT BU DEĞİL BU DAVRANIŞLAR MÜSLÜMANA YAKIŞMAZ!
15 Dic.

Riferimenti (1)

L'URL di riferimento per questo intervento è:
http://pinaraslan88.spaces.live.com/blog/cns!375BA7AC72E1B073!1097.trak
Blog che fanno riferimento a questo intervento